Rahmetli oğlumun eşi
Amanda’nın çığlığı evin içinde yankılanırken hepimiz donup kaldık. Defne, Duru ve Elif ise tek bir adım bile geri atmadılar. Ben ise çantanın içinde ne olduğunu biliyordum. Çünkü onu birlikte hazırlamıştık. Çantanın içinde ne para vardı ne de intikam amacı taşıyan bir şey. En üstte, üçüzlerin bebeklikten bugüne kadar çekilmiş fotoğraflarından oluşan kalın bir albüm duruyordu. İlk sayfada Emre’nin, kızlar daha doğmadan önce ultrason fotoğrafını elinde tuttuğu son resmi vardı. Hemen altında ise tek bir cümle yazıyordu: “Babamız bizi hiç göremedi. Ama sen görmek istemedin.” Amanda’nın elleri titremeye başladı. Albümü çevirdi. İkinci sayfada kızların ilk doğum günü vardı. Ben pasta keserken çekilmiş bir fotoğrafın yanında şu not yer alıyordu: “İlk yaş günümüzde seni bekledik.” Sonraki sayfada ilkokulun ilk günü… “Herkes annesiyle geldi. Biz dedemizin elini tuttuk.” Bir sonraki sayfada hastane odası… Elif, yüksek ateş nedeniyle üç gün hastanede yatmıştı. “Gece boyunca dedemiz başımızdan ayrılmadı.” Amanda’nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Ama albüm bitmemişti. Her sayfada onun eksik olduğu bir an vardı. Karne günü… Mezuniyet töreni… Doğum günleri… İlk bisiklet… İlk kalp kırıklıkları… Her fotoğrafın altında yalnızca birkaç kelime yazıyordu. Kısa ama ağır cümleler… “Burada da yoktun.” “Yine gelmedin.” “Telefon bile açmadın.” Albümün sonunda küçük bir zarf vardı. Amanda onu açınca bu kez yüzü tamamen soldu. İçinden yıllar önce kendi el yazısıyla bıraktığı kısa not çıktı. “Onları istemiyorum. Bana göre değiller.” Ben o notu on beş yıldır saklamıştım. O gün aceleyle mutfak masasının üzerine bırakıp gitmişti. Kızlar büyüyünce okumaya hazır olduklarında gerçeği onlardan saklamadım. Hiçbir zaman annelerini kötülemedim. Sadece gerçeği anlattım. Amanda dizlerinin üzerine çöktü. “Ben… Ben çok gençtim. Hata yaptım.” Defne ilk kez konuştu. “Hepimiz hata yaparız.” Amanda umutla başını kaldırdı. Ama Defne sözlerini tamamladı. “Fakat bazı hataların telafisi olmaz.” Ev sessizliğe gömüldü. Amanda bana döndü. “Ne olur… Bana yardım et. Yeniden başlayabiliriz.” Başımı yavaşça salladım.“Ben karar veremem. Bu onların hayatı.” Amanda tek tek kızlarına baktı. Önce Duru konuştu. “Biz yıllarca seni merak ettik.” Elif ekledi: “Doğum günlerinde kapıya baktık.” Defne derin bir nefes aldı. “Sonra beklemeyi bıraktık.” Amanda ağlıyordu. “Artık buradayım.” Defne’nin cevabı çok sakindi. “Bizim annemiz olmak istediğin için değil, hayatın istediğin gibi gitmediği için buradasın.” Bu söz Amanda’nın yüzüne tokat gibi çarptı. İlk kez gerçekten susmuştu. O sırada dışarıda lüks siyah bir otomobilin korna sesi duyuldu. Amanda telaşla perdeyi araladı. Arabadaki adam sabırsız görünüyordu. Defne gülümsedi. “Demek hâlâ seni bekleyen biri var.” Amanda utançla başını eğdi. “Aslında…” diye fısıldadı. “O adam boşanma davasını açtı. Paramın büyük kısmını kaybettim. Gidecek hiçbir yerim kalmadı.” O an her şey yerine oturdu. Yıllarca neden gelmediğini şimdi anlamıştık. Bizi özlediği için değil… Kaybedecek başka şeyi kalmadığı için dönmüştü. Ben içimden öfke duymaya çalıştım ama başaramadım. Karşımda güçlü görünen ama yaptığı seçimlerin altında ezilmiş yalnız bir kadın vardı. Yine de acımak başka, güvenmek başkaydı. Elif mutfağa gidip bir bardak su getirdi. Amanda şaşkınlıkla bardağı aldı. “Teşekkür ederim.” Elif sakin bir sesle konuştu. “Biz kötü insanlar değiliz. Seni affetmeye çalışabiliriz.” Amanda’nın gözleri parladı. Elif sözünü bitirdi. “Ama affetmek, seni hayatımıza geri almak demek değil.” Duru da başını salladı. “Kalbimizdeki yükü taşımak istemiyoruz. Bu yüzden seni affediyoruz.” Defne son cümleyi söyledi. “Fakat seni annemiz olarak kabul etmiyoruz. Çünkü annelik doğurmak değil, yanında kalmaktır.” Amanda hıçkırıklara boğuldu. Bana döndü. “Onları çok güzel yetiştirmişsin.” İlk kez bana gerçekten baktığını hissettim.