Yengem, annemin cenazesinden sonra sürekli

Arabalarının sokaktan uzaklaşan sesini duyar duymaz kapıyı kilitledim. Koşarak bodruma geri indim. Ellerim titriyordu. Dondurucunun kapağını açtım. İçindekileri tamamen çıkardım. Sonra cebimdeki küçük anahtarı avucuma aldım. Anahtar, gizli bölmenin kenarındaki küçücük kilide tam oturdu. Bir kez çevirdim. Klik. Plastik panel yukarı kalktı. Altından önce siyah bir bez çanta, onun altında da kahverengi bir zarf çıktı. Çantayı açtığımda içinden birkaç kaset, eski bir cep telefonu ve onlarca fotoğraf çıktı. Fotoğrafların ilkinde annem vardı. İkinci fotoğrafta da annem. Ama üçüncü fotoğrafı gördüğümde nefesim kesildi. Serhat vardı. Yanında ise tanımadığım bir adam duruyordu. Fotoğrafın arkasına annemin el yazısıyla tek bir cümle yazılmıştı: "Serhat'ın bana yaptıklarını öğrenirlerse artık hiçbirimiz güvende olmayız." Dizlerimin bağı çözüldü. Zarfı açtım. İçinden bir hastane raporu, banka dekontları ve noter onaylı birkaç belge çıktı. En üstteki raporu okurken gözlerim büyüdü. Annem, ölümünden yaklaşık üç ay önce hastaneye başvurmuştu. Raporda, yıllar önce yaşadığı bir olayla ilgili ayrıntılı ifadeler vardı. Sonra o belgede gördüğüm tarih beni asıl şok eden şeydi. Ben doğduğum gün. Serhat'ın yıllardır bana anlattığı hikâye bir anda anlamını yitirdi. Babamız öldüğünde Serhat bana hep, "Annem seni doğurduktan sonra uzun süre hastanede kaldı, ben de seni büyütmek için çok uğraştım," demişti. Ama belgeler başka bir şey söylüyordu. Benim doğduğum gün annem hastaneden gizlice çıkarılmış, beni de yanında götürmek istemişti. Serhat ise buna engel olmuştu. Çünkü o gün babamızın kasasından büyük miktarda para kaybolmuştu. Annem, parayı Serhat'ın aldığını öğrenmişti. Ve onu polise ihbar etmekle tehdit etmişti. Fakat Serhat annemi susturmak için yıllarca onun üzerinde baskı kurmuştu. Annem bütün bunları saklamak zorunda kalmıştı. En alttaki kaseti elime aldım. Eski teybi çalıştırmak için uzun süre uğraştım. Sonunda cızırtılı bir ses duyuldu. Annem konuşuyordu. "Bu kaydı dinliyorsan artık hayatta değilim demektir." Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. "Serhat yıllardır benden korkuyor. Çünkü babanın ölümünün kaza olmadığını biliyorum. O gece arabayı kullanan kişi Serhat'tı." Bir anda elim ağzıma gitti. Annem devam etti: "Fakat asıl bilmen gereken şey bu değil." Kasette birkaç saniyelik sessizlik oldu. "Serhat senin ağabeyin değil." Dünyam başıma yıkılmış gibi oldum. Sandalyeye tutunmak zorunda kaldım. Annemin sesi titriyordu. "Sen benim evladımdın. Fakat Serhat'ın annesi değildim. Seni doğurduğum gün hastanede onun annesi öldü. Babamız, seni kendi çocuğu gibi büyütmemi istedi. Çünkü gerçek ortaya çıkarsa büyük bir miras meselesi başlayacaktı." Kaset devam etti. "Serhat bunu yıllar sonra öğrendi. Senin babandan kalan mirasın büyük bölümünün aslında sana ait olduğunu keşfetti. Seni korumak için bütün belgeleri sakladım." Başımı kaldırıp dondurucuya baktım. Demek Şule'nin dondurucuyu istemesinin sebebi buydu. Kasette annemin son sözleri duyuldu: "Şule'ye güvenebilirsin. O yıllardır bana yardım ediyor. Serhat'ın ne yaptığını öğrendiği gün beni susturmaya çalıştı. Ama Şule bütün belgelerin kopyalarını aldı." Tam o anda bodrumun kapısından bir ses geldi. "Kaseti bulduğunu biliyordum." Kanım dondu. Arkamı döndüm. Serhat merdivenlerin başında duruyordu. Elinde telefon vardı. Yengem Şule ise onun arkasındaydı. Fakat bu kez ağabeyimin yanında değildi. Serhat'ın yüzündeki o soğuk ifade kaybolmuştu. "Onu bana ver," dedi. Cevap vermedim. Şule bir adım öne çıktı. "Artık yeter, Serhat." Serhat ona döndü. "Sen de mi?" Şule'nin gözleri doldu. "Annenin ölümünden sonra sustum. Çünkü senden korktum. Ama artık susmayacağım." Sonra telefonunu kaldırdı. "Eve gelirken seni aradım. Her şeyi polise anlattım." Serhat'ın yüzü bir anda bembeyaz oldu. Ben elimdeki kasete daha sıkı sarıldım. İlk kez ağabeyime değil, yıllardır bana anlatılan yalanlara bakıyordum. Serhat merdivenlerden bir adım aşağı indi. Ama dış kapının önünden siren sesleri duyuldu. Serhat olduğu yerde kaldı. Birkaç dakika sonra polisler bodruma indi. Ben annemin sakladığı belgeleri teslim ettim. Aylar süren soruşturmanın ardından gerçek tamamen ortaya çıktı. Serhat, yıllarca anneme baskı yapmış, babamızın ölümünü gizlemiş ve annemin miras belgelerini değiştirmeye çalışmıştı. Şule ise bütün bunlara yıllarca korkudan sessiz kalmıştı. Peki annem neden her şeyi o eski dondurucunun içine saklamıştı? Çünkü Serhat'ın hiçbir zaman o dondurucuyu açmayacağını biliyordu. Onu değersiz bir eşya olarak görüyordu. Ama annem son günlerinde Şule'ye tek bir şey söylemişti: "Bir gün kızım gerçeği öğrenmek isterse ona sadece dondurucuyu göster." Annemin neden dondurucunun fişinin hiç çekilmemesini istediğini de sonradan anladım. Gizli bölmedeki kasetlerin ve belgelerin nemden zarar görmesini istememişti. Şule'nin dondurucuyu bu kadar ısrarla istemesinin sebebi de buydu. O, anneme verdiği sözü tutmaya çalışıyordu. Aradan aylar geçti. Bodrumu tamamen boşalttığım gün o eski dondurucunun karşısında uzun süre durdum. Yirmi yıllık, paslanmış, değersiz bir eşya... Ama annem hayatının en büyük sırrını onun içine saklamıştı. Dondurucunun kapağını son kez kapattım. Sonra fişini çektim. İçimde ilk kez korku değil, huzur vardı. Çünkü annemin yıllarca sakladığı gerçek artık benim sırrım değildi. Ve o gün anladım: Bazen insanların değersiz sandığı şeyler, bir ailenin bütün geçmişinden daha kıymetli olabilir. Annemin mirası altınlar, takılar ya da paralar değildi. Bana bıraktığı en büyük miras, gerçeğin ta kendisiydi. Siz olsaydınız, annenizin ölümünden sonra böyle bir sırla karşılaşsaydınız ne yapardınız? Yıllarca ağabeyiniz bildiğiniz kişinin aslında bambaşka biri olduğunu öğrenmek mi, yoksa gerçeği hiç bilmemek mi daha ağır olurdu?
Copyright © 2015. All Rights Reserved.