9 YAŞINDAKİ OĞLUM SAÇINI KESTİRMEYE GİTTİ

“Babamın öldüğü gün aslında yalnız olmadığını söyledi.” Uras’ın bu cümlesi mutfağın ortasına ağır bir taş gibi düştü. Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. Komiser Acar gözlerini oğlumdan ayırmadan sandalyesini biraz daha yaklaştırdı. Ben ise tezgâha tutunmak zorunda kaldım. Erdem’in öldüğü geceyi yüzlerce kez zihnimde yeniden yaşamıştım. Polis bana aracının yağmurlu havada virajı alamadığını, bariyerlere çarptığını ve olay yerinde hayatını kaybettiğini söylemişti. Araçta başka kimse olduğuna dair tek kelime edilmemişti. “Nihat sana tam olarak ne söyledi?” diye sordu Komiser Acar. Uras gözlerini bana çevirdi. Sanki anlatacağı şey beni daha fazla üzecekmiş gibi korkuyordu. Yanına gidip elini tuttum. “Ne biliyorsan söyle oğlum. Kızmayacağım.”Uras derin bir nefes aldı. Nihat’ın birkaç gün önce okulun yanındaki parkta ona, “Baban o gece benimleydi,” dediğini anlattı. Daha sonra da gri keseyi vermiş ve eve götürüp vestiyere saklamasını istemişti. Keseyi kesinlikle açmamasını, annesine de bir süre söylememesini tembihlemişti. Uras nedenini sorunca Nihat, “Babanın sana bıraktığı şeyi ancak doğru zaman geldiğinde annen görmeli,” demişti. Komiser Acar yeniden keseye döndü. İçinden çıkardığı eşya, Erdem’in yıllarca boynundan hiç çıkarmadığı eski bir pusulaydı. Yuvarlak, pirinç renkli, kapağının içinde Uras’ın bebeklik fotoğrafı bulunan küçük bir pusula. Erdem onu babasından kaldığı için çok değerli görürdü. Kazadan sonra eşyalarını teslim aldığımda pusulayı sormuştum. Görevli, olay yerinde bulunmadığını söylemişti. Pusulayı görünce dizlerimin bağı çözüldü. “Bu Nihat’taysa… gerçekten oradaymış.” Komiser Acar kesenin içinde başka bir şey fark etti. Katlanmış küçük bir kâğıt vardı. Ancak kâğıtta uzun bir mektup ya da gizemli bir belge yoktu. Sadece Erdem’in el yazısıyla tek bir cümle yazılmıştı: “Eğer bana bir şey olursa, Uras’ı benim yaptığım hatanın bedelini ödemek zorunda bırakma.” Yazıyı görür görmez Erdem’in elinden çıktığını anladım. Harfleri biraz sağa yatırır, “U” harfini hep gereğinden büyük yazardı. Fakat cümlenin ne anlama geldiğini bilmiyordum. Polisler Nihat’ın bulunması için hemen çalışma başlattı. Uras’ın tarif ettiği adamın görüntüsü okul çevresindeki güvenlik kameralarında birkaç kez görülmüştü. Aynı akşam Nihat’ın kimliği belirlendi. Erdem’le gençlik yıllarından beri arkadaş oldukları, yıllar önce birlikte küçük bir tamirhane işlettikleri ortaya çıktı. Ertesi gün Nihat yakalandığında ben de karakola çağrıldım. Uras’ı kız kardeşime bıraktım. Nihat’ı ilk kez sorgu odasının camının ardından gördüğümde şaşırdım. Kafamda oğlumu takip eden ürkütücü bir yabancı canlandırmıştım. Karşımda ise yorgun, çökmüş ve sürekli ellerine bakan bir adam vardı. Beni görünce gözlerini kaçırdı. “Erdem’i sen mi öldürdün?” diye sordum. Nihat hemen başını kaldırdı. “Hayır.” Sesindeki korku gerçek gibiydi ama artık kimseye kolayca inanacak durumda değildim. Gerçeği anlatmaya başladığında, yıllardır kafamda taşıdığım hikâye tamamen değişti. Erdem’in öldüğü gece ikisi aynı araçtaymış. Yıllar önce ortak oldukları tamirhaneden kalan eski bir borç meselesini çözmek için şehir dışındaki biriyle görüşmeye gitmişler. Erdem bana bu geçmişi hiç anlatmamıştı çünkü o dönemde yanlış insanlarla iş yaptıklarını ve bundan utandığını düşünüyormuş.Dönüş yolunda aracı Nihat kullanıyormuş. Yağmur şiddetlenmiş. Bir virajda karşılarına aniden yola çıkmış başka bir araç gelmiş. Nihat direksiyonu kırmış ve otomobil bariyerlere savrulmuş. Erdem ağır yaralanmış, Nihat ise araçtan dışarı fırlamış ama hayatta kalmış. “Neden polis sana ulaşmadı?” diye sordum. Nihat başını eğdi. “Çünkü kaçtım.” O tek kelime bütün öfkemi yeniden alevlendirdi. Kazadan hemen önce Erdem’le tartıştıklarını, Nihat’ın ehliyetine birkaç ay önce el konulduğunu söyledi. Korkmuştu. Yakalanırsa hapse gireceğini düşünmüş, Erdem’in öldüğünü görünce paniğe kapılıp olay yerinden uzaklaşmıştı. Pusula da kazadan sonra Erdem’i araçtan çıkarmaya çalışırken eline geçmişti. “Üç yıl boyunca neden sustun?” dedim. Nihat’ın gözleri doldu. “Çünkü korkaktım.” O an ona acımadım. Çünkü korkusunun bedelini ben ve oğlum ödemiştik. Fakat daha da önemlisi, Uras’a neden yaklaştığını sordum. İşte bu noktada Nihat’ın yaptığı şeyin affedilemez olduğunu açıkça söyledim. Bir çocuğu gizlice takip etmiş, onun babasına duyduğu özlemi kullanmış ve kulağının arkasına küçük bir takip cihazı yapıştırmıştı. Nihat bunun bir GPS etiketi olduğunu kabul etti. Uras keseyi eve götürdükten sonra kaybolmasından korktuğu için cihazı yerleştirdiğini söyledi. Ona zarar vermek istemediğini tekrarlayıp durdu. “Zarar vermek sadece bir çocuğa vurmak değildir,” dedim. “Onu korkutmak, sırrını kullanmak ve annesinden bir şey saklamasını istemek de zarar vermektir.” Nihat başını önüne eğdi. Polis, Nihat hakkında hem kazayla ilgili hem de Uras’a yönelik davranışları nedeniyle yasal işlem başlattı. Benim içinse daha zor bir süreç başladı. Erdem’in sandığım kadar kusursuz bir geçmişi olmadığını öğrenmiştim. Ama aynı zamanda onun kazadan önce hayatını düzeltmeye çalıştığını, eski işlerden tamamen uzaklaşmak istediğini de öğrendim. O gece eve döndüğümde Uras beni kapıda bekliyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.